Emanetçi olmak, bilinç sahibi olmakla mümkündür
Ölüm, her canlının kaçınılmaz yazgısıdır. Yani her canlı, özünde bir emanettir. Sorun, canlının bunu kabul etmemesindedir. Daha doğrusu, insan denilen canlının çelişkisidir bu. Örneğin hıyarın böyle bir çelişkisi yoktur. Topraktan, güneşten, sudan ve havadan aldığı enerjiyi besine dönüştürür, büyür, olgunlaşır. Ve sonra yeniden ürer. Ve yeniden, yeniden. Bu dönüşümü içselleştirememiş insanoğlu, ölüm bilincinden uzak, yaşam döngüsünden habersiz, kendini ve üzerinde yaşadığı gezegeni tüketmekte sınır tanımaz. İçinde bulunduğumuz bu süreçte insanoğlu, her şeyi ama her şeyi paraya tahvil etme gayreti ve hırsıyla, kendisini gezegenin tek sahibi ve efendisi ilan etmiştir. İşte bu varsayım, onun, insanoğlunun hazin sonunu hazırlamaktadır : bir homo sapiens, bir maymun türü için kötü bir deneme, berbat bir son… Yine de bu çelişki tüm insan ırkına mal edilemez elbette. Bu ırkın yüz aklarından olan Amerikan Yerlilerinin şu sözleri, bugün için bizlere güçlü bir yol göstericidir : “Son balık öldüğünde son nehir kuruduğunda son ağaç kesildiğinde beyaz adam parayı yiyemeyeceğini anlayacak.” İşte, emanetçi olmak, son balığın ölmesinden, son nehrin kurumasından ve son ağacın kesilmesinden önce bu bilince ulaşmayı gerekli kılar.
Emanetim, bu sebeple emanetçiyim !
Her ne kadar değer anlamında bir sümüklü böcekle veyahut bir su kabağıyla eşit olduğunu kabul etmekte zorlansa da, insan da diğer tüm canlılar gibi gerçeğe mahkumdur. Nedir o gerçek? Gerçek, doğaldır. Gerçek, doğumdur, yaşamdır ve ölümdür. Ama doğaldır. Doğal değil ise gerçek değildir. Doğal olan, her birimizin, emanet olduğunu alçakgönüllülükle kabul etmesidir. Bu da bir başka kırılma noktasıdır : emanet olduğunu kabul etmek, emanetçi olmakla anlam kazanır. Sırık domates emanettir, ayşekadın fasulye emanettir, aynalı sazan balığı, mürdüm eriği emanettir, nehirler, çaylar emanettir.. insanlar, hayvanlar, yeryüzü emanettir. Tüm bunların bilincinde olan ve buna uygun hareket eden, emanetçidir.